Uyanık Davranmasaydı Tuzağa Düşecekti

05.02.2016 17:50
Bu defaki röportajı da, tiyatro zamanından beri iletişimimizin kesintisiz sürdüğü sahne arkadaşım İsmail Bugan'la yaptım. Bir araya geldiğimizde o günleri hasretle yâd ederiz. Saman alevi gibi parladı ve söndü, diye düşündüğüm veya andığım tiyatroyu öyle özledim ki!.. "Adı sanı belli olmayan bir oyuncuya, kendi arkadaşına sorular sormuş, onu da röportaj niyetine yutturmaya çalışıyor" şeklinde homurdananlar çıkabilir fakat bunu yapmamdaki amaç, İsmail Bugan'ın yaşadığı önemli ve ciddî bir şey üzerinden okuyucuyu bilgilendirmek. Sanatıyla ilgili soruları da arkadaşımı onore etmek için yönelttim. Anlayacağınız iki yönlü bir röportaj çalışması... Zaten ben herkesle yapabilirim röportaj; adam seçmem. Kim bilir; belki bir gün sizinle de söyleşebilirim.
 
Oyunculuğa merakın nasıl başladı?
Babamın küçük yaşlarda sanatla uğraşması, Halkevleri'nde tiyatro yapması, Battal Gazi filminde Cüneyt Arkın'ın oğlunu canlandırması için oyuncu seçmelerine katılması; babam bunlardan bahsederdi, galiba ben de ondan etkilendim.
Baban, Battal Gazi filminde oynamış mı?
Seçmelerde başarılı olmuş ama boyu kısa diye oynatmamışlar.
Peki babanın sanata ilgisi nereden geliyormuş?
Babam, teyzesinin oğluyla İstanbul'a gidiyor henüz 14 yaşındayken. Orada yaşamaya başlıyor. Ayakkabı boyacılığı falan yapıyor. Hatta, İstanbul Üniversitesi önünde boyacılık yaparken Deniz Gezmiş'in de ayakkabısını boyarmış. Deniz Gezmiş, babamın sürekli müşterisiymiş, babamı da severmiş, ücretini fazladan verirmiş. O meşhur parkası hep üzerindeymiş Deniz'in. İdam edildiğinde çok üzülmüş babam. Babam da duvarlara sosyalizmle, devrimcilikle ilgili yazılar yazarmış. Halkevleri'ne gidermiş, orada folklor yaparmış. Sinemaya, tiyatroya giderken sanata ilgi duymaya başlamış.
Sen tiyatroya ne zaman başladın? Hangi oyunlarda oynadın?
Şu an Adana'nın bölgesel kanalı TVA'da "Adana Konuşuyor" programını sunan Sakıp Teker'in başkanlığında "Çukurova Tiyatro Derneği"ni kurmuştuk. Okullara gidip sahneliyorduk piyesi. "Bir Şehidin Öyküsü" adlı oyunda bir kız babasını oynuyordum. Derken askere gittim. Askerden gelince, Türk Ocağı Adana eski başkanlarından İdris Şahin'in sahibi olduğu "Çukurova Kültür Merkezi" isimli tiyatro grubunun gazeteye verdiği ilânla orada sahneye çıktım. "Melek Değilmiş Komşularımız", "Çığlık" oyunlarında rol aldım. İdris başkan, Mehmet Akyürek'le ortaklık kurunca şirketin adı "Toroslar Eğitim, Kültür ve Sanat Merkezi" olarak değişti ve biz "Kaçkaç" piyesini sahneledik. Ben orada "Muallim Naci" rolündeydim. 
Ben de "Yalancı Şahit"tim ya, mahkeme sahnesinde yan yana durduğum sen miydin, yani ben Muallim Naci'yle mi ters ters bakışıyordum? Hatırlayamadım da...
Aynen, o bendim.
Şu an neden sahnede değilsin?
Sahnede olmak isterim ama özel, küçük tiyatrolarda sanat yapmanın şartları yüzünden devam edemedim maalesef. Sigortası yok, ücretler yetersiz, güzel bir yemek yerine simitle idare ettiğimiz zamanlar; yani imkânsızlıklar kısacası. Kısıtlı imkânlarla bizden çok şey bekleniyor. 1 gün içinde 1 seans da oynasanız, 7 seans da oynasanız aynı ücreti ödüyorlar. Bu şartlar bana uymadığı için şu an sahnede değilim. Ama dizilerde oynuyorum.
Bugüne kadar hangi dizilerde oynadın?
"Beyaz Gelincik" ile başladım. Hasta bakıcıydım orada. Sonra; "Hanımın Çiftliği", "İffet", "Dila Hanım" Adana'da çekilen "Adana İşi" sinema filminde... Bende iz bırakan işlerden bir tanesi "Yer Gök Aşk" idi. Çünkü hayranı olduğum usta oyuncu Işıl Yücesoy'la karşılıklı sahnem vardı. Bir banka müdürüyüm ve karşımda yılların sanatçısı Işıl Yücesoy duruyor. Provadayken bendeki heyecanı fark eden Işıl hanım elimden tutup "Heyecanlanma aşkım, yapacaksın. Sakin ol, üstesinden gelirsin sen" diyerek sakinleştirmeye çalıştı ve sahnemi de başarılı bir şekilde tamamladım. En son "Karagül" dizisinde oynadım. Orada Rüstem'in yeğenlerinden birisiydim. Ebru ile Baran'ı kaçırıyoruz. Silâh, tehdit, iple sandalyeye bağlama gibi aksiyonu bol sahnelerde oynamak güzeldi. Baran'la da sahnem var; silâhın kabzasıyla onu bayıltıyorum, yerlerde tekmeliyorum. 108. ve 109. bölümlerde beni izleyebilirsiniz. Bu diziyle de ilgili bir anım var: Ece Uslu set arasındayken bir arabada dinleniyordu. "Gelin çocuklar üşümeyin, araca binin" diyerek bizi çağırmıştı. Ece hanımın bu hareketi çok hoşuma gitti. Başrolde oynuyor ama hiç havalı, kibirli değil, bizden biri, diye düşündüm. Şöhret egosu yok.
Ufak tefek rollerde yer alan bir oyuncu olarak, set ortamındayken kadrolu oyunculara bakıp iç geçiriyor musun?
Yani... Hedefim var. Ama kolay kolay, birden bir yerlere gelinmiyor. Belli bir aşamadan sonra hedefe varılabilir. Duayen oyuncularımızdan geçmişte tiyatroda oynayıp ve filmlerde az biraz yer alıp zamanla kendini ispatlayan isimler var. Eğitim, tecrübe gerekli. İnsan, kendini geliştirmeli.
Tiyatro oyunculuğu mu, kamera önü oyunculuğu mu?
Tiyatro oyunculuğu canlı performans; perde açıldıktan sonra hatanın telâfisi yok, tekrarı yok. Tiyatro beni daha çok heyecanlandırıyor; sahnede oynamaktan başka bir zevk alıyorum. Ülke genelinde güzel bir projede yer alıp, Anadolu'nun her yerine turneye gitmek isterdim.
Geçtiğimiz günlerde, insanları dolandırıp 10 milyon (eski parayla 10 trilyon) TL vurgun yapan call center (çağrı merkezi) şebekesi çökertildi. Sen de bu olaydan evvel "Hediye çeki ve telefon kazandınız. Postahaneden hediyenizi alın" içeriğindeki bir SMS üzerine küçük bir araştırma yaptın ve bunun yalan olduğunu anladın. Okurlarımız için bu olayı baştan sona anlatır mısın?
Mesaj, bir sigorta şirketi kullanıcı adıyla gelmişti. Bir kampanyada 100 kişi arasında ben de varmışım. Güya alışverişlerimden dolayı 1.750 TL değerinde bir telefon ile 1000 liralık hediye çeki kazandığımı yazıyordu. Alışveriş deyince aklıma kredi kartıyla yaptığım harcamalar geldi, onunla alâkalı zannettim. Mesajda verilen 0212'li numarayı aradım. Hatta; beni kandırıyor musunuz? Dolandırıcı mısınız yoksa? Ben böyle şeyleri çok duyuyorum, diye sorduğumda, "Hayır hayır beyefendi! Öyle şey olur mu? Tabiî ki dolandırıcı değiliz. Hediyenizi 15 gün içerisinde alın" dediler, bir de barkod numarası verdiler. Postahaneye gittim, hediyeyi almadan önce içinde ne olduğuna bakmak istedim ama 98 TL'lik ÖTV ödemeden bakamayacağımı belirttiler. Oradaki memura, dolandırıldığını anlayınca postahaneye gelenlerin olup olmadığını da sordum. "Böyle olaylarla karşılaşabiliyoruz. Ürün yerine kırık kol saati veya başka şeyler çıkabilir paketten. Şirketi önce araştırın" dedi memur. Paketi almadım, SMS'deki sigorta şirketinin adını internet arama motoruna yazınca onların dolandırıcı şebekesi olduğunu anladım. Aranıyorlarmış zaten. Kısa bir süre sonra bana bir SMS daha yolladılar; kendileriyle görüşme yaptığım hâlde, hediyeyi almadığım için hakkımda yasal işlem başlatacaklarmış. Bunun üzerine bir avukata gidip durumu anlattım; bundan bir şey çıkar mı, diye sordum. Avukatın sekreteri, "Benim de başıma böyle bir şey geldi. Paketi almadım, sıkıntı da çıkmadı" dedi. Eğer paketi alıp da dolandırıldığımı anlayınca şikâyet etseymişim, olumlu bir sonuç elde edip edememem belirsizmiş.
Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?
Tiyatroyla ilgilenilmesini, tiyatronun teşvik edilmesini ve gereksiz, boş iş olarak görülmemesini istiyorum. Köylerde bile çalışmalar yapılmalı. Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi; "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."
6 Şubat 2016 (Medyanoz)

 

Geri
İSMAİL DİLEK BUGAN: Ali Demiral dostum benimle yaptığın bu zevkli röportaj için çok teşekkür ederim hayatında herşey gönlünce olur inşallah | MUSTAFA CANER SEYLAN: İsmail Bugan özlettin kendini kardaş

Sitede ara

E-Mail: alidemiral@yandex.com