Radyodaki Hayat 2 (Hayal Dünyanızda Sinema Keyfi)

03.11.2017 01:44

   "Türkiye Radyoları yayına ilk başladığında sadece müzik ve haber programlarıyla kısıtlanmış durumdaydı. Geçen zaman içinde devre devre, modern teknik imkânlara kavuşan Türkiye Radyoları, diğerlerinin yanı sıra dramatize programlara da yer vermeye başladı... Dramatize programlar ülkemizde oldukça yaygın bir dinleyici kitlesine hitap etmektedir. Amaç çok yönlü olmakla birlikte, özet olarak; 'Eğlendirirken eğitmek' denilebilir... İnsanoğlunun, tarihin ilk çağlarından bu yana, ihtiyaç duyduğu tiyatro olgusu, ülkemizde sayılı büyük kentlerimiz dışında ihtiyaca cevap verememektedir. Buna karşılık hemen her evde radyo cihazı bulunmaktadır. Yayınlarını bütün bir gün boyunca sürdüren radyolar diğerleriyle olduğu gibi dramatize programlarla da eğlendirme ve eğitme görevini üstlenmiş bulunuyor. Yani bir anlamda, tiyatroyu evin içine getirerek bu ihtiyacın bir ölçüde karşılanmasına çalışıyor... Eğitim yılları dışında kitap okuma alışkanlığı edinenlerin sayısının ülke çapında olduğu söylenemez. Dramatize programlar özellikle bu alışkanlığı edinmemiş kesimin; edebiyatla, sanatla, bilimle ve tarihle tek ilişki vasıtasıdır. Onlara bambaşka bir dünya getirmektedir. Kulağın alıcı, beyine iletici ve beynin saklayıcı özelliğinden yararlanılarak dinleyiciye fark ettirmeden eğitici, öğretici mesajlar aktarılmaktadır... Bu programlar, dinleyicinin hayal gücüne de geniş ufuklar kazandırmaktadır. Bir yandan gerek kendi ülkesinde, gerekse dünyanın çeşitli ülkelerindeki yaşama biçimleri, örf ve âdetleri, duygu ve düşünceleri, ülkenin coğrafî özellikleri hakkında bilgi sahibi olurken, diğer yandan kendisini o yerlere gitmiş, görmüş, değişik insanlarla tanışmış gibi hissedebilmektedir... Drama yapımları aracılığıyla halkımızın eğitim ve kültür düzeyinin yükseltilmesi, tiyatro kültürümüzün korunması ve çağdaş bir anlayış içinde geliştirilip yaygınlaştırılması, fertlerin sanat zevklerinin ve kültür seviyelerinin yükseltilerek yaratıcılığa yöneltilmesi, Türk ve dünya edebiyatının seçkin örneklerinin tanıtılması, tiyatro ve sinema kültürünün yaygınlaştırılıp bu yolla kişilerin yeni bakış açısı ve duyuş gücü kazanmaları ile düşünce ve eleştirme yeteneklerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir... Kısaca; dramatize programlar, bir 'Audio' ders lâboratuvarı görevini yerine getirmeye çalışmaktadır."

            Kitaptan yaptığım bu alıntı sayesinde radyo oyununun önemini az-çok anlayabilirsiniz; hiç dinlememiş olanlar için söyledim.

            Google amcadan kopya çekmek yerine hafızamı yoklayıp, aklıma gelen oyuncu ve oyun adlarını yazayım: Macide Tanır, Hepşen Akar, Şener Şen, Mehmet Atay, Tijen Par, Meral Niron, Burçin Oraloğlu, Tolon Karaca, Suna Pekuysal, Beyhan Saran, Okan Şenozan, Ergun Uçucu, Selma Kutluğ, Berrin Ötenel, Osman Nuri Ercan, Melek Baykal, Oya Küçümen, Pervin Önalp, Hülya Gülşen Irmak; Canan, Keşanlı Ali Destanı, Kurt Deliği, Kırmızı Traktör, Yenir Otlar Yeşerince, Bana Güzel Bir Şey Söyle, Garip Bir Telefon. 

            Daha aklıma gelmeyen niceleri...

            Akşam 8'den gece 12'ye kadar dizi izleyen birisi değilseniz, hayal dünyanızda "sinema" keyfi yaşamak isterseniz, maksimum 55 dakika süren radyo tiyatrosunu tavsiye ederim. YouTube'de var...

            Açın bir oyun, gözlerinizi kapatın... İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, mekân; ambians gözünüzde ister-istemez canlanır zaten. Meselâ televizyonda bir film izleseniz, belki radyodaki kadar hissedemeyebilirsiniz. Çünkü o sahneleri beyninizde oynatan sizsiniz.

            Radyo oyunu dinlemek, kitap okumak gibi büyülü bir şey. İnsanı etkileme gücüne sahip.

            Radyo 1'de her gece 22:45'te yayınlanan "Bir Roman, Bir Hikâye" isimli kitap okuma programı var. Tanıtımında "Görme engelli yurttaşlarımıza özel" ibaresi geçiyor. Sanırım bu tiyatro oyunu da özellikle görme engelli insanlar için hazırlanıyor.

            "Radyodaki Hayat"ın ilk bölümü "DT" ağırlıklı bir yazı olmuştu ama yayınlanınca sonuç kısmının eksikliğini fark ettim...

            "Devlet Tiyatroları özelleştirilsin veya kapatılsın" diyen arkadaşlar: Evlâdınızın torpille iş bulması için dört dönen sizler hangi kafayla "devlet memuru" statüsündeki sanatçıların ekmeğinden edilmesini istiyorsunuz? Ülkenin her yeri özel tiyatro olsa kaç yazar; özel sektör, devlet dairesi gibi kalıcı mı? "Oyun oynayarak memur mu olunurmuş"muş! Hani gören de DT'lileri villalarda, yalılarda yaşıyor sanır. İnsanlar bildiğin devlet memuru. Öğretmenden, polisten farkı artist olmaları. 

            Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Aslında şaka yapmıştım. Ben Devlet Tiyatrosu'na kıyamam ki. Değerli sanatçılarımıza her ay birer maaş sadaka verilmesini emrettim" dese, 180 derece dönebilecek potansiyele sahip olan sizler işinize bakın lütfen!

19 Mayıs 2016 - Medyanoz.org