"Eğitim Hakkı Engellenemez"

22.12.2016 19:27
 
Facebook'taki  sayfama bir gün bir mesaj geldi. Uzun bir mesaj hem de... "İskenderun Down Sendromlular ve Engelliler Derneği" Başkanı Emine Aygen, "Sesimizi duyuramıyoruz. Gelin görüşelim. Yaşadığımız ortama bakın. Resmî bir derneğiz ama kimse bizim ihtiyaçlarımıza cevap vermiyor" diyordu. Ben de o arada başka bir iş ile uğraşıyorum. Yarım gün bile iznim yok. 3 aydır ne yazı yazıyorum, ne de röportaj yapıyorum. Ama duyarsız kalmak istemedim. Emine hanım, "Böyle bir sayfa açmışsanız lütfen askıda kalmasın, bu sayfayı görünce çok ümitlendik..." deyince, çalıştığım yerden izin alıp İskenderun'a gittim. Ortamı gördüm. Emine hanım ve dernek üyeleri de durumun farkında zaten... Derneğimsi bir yer... Yani mekân olarak diyorum bunu. Soğukta titreye titreye konuşuyoruz, onlar bir de başka zaman ders de yapıyor orada. Düşünün. Çocukların uyuyacağı yatağı bile evden getirmişler, incecik bir minder. Duvarların boyanması lâzım. Emine Aygen çoğu cümlesinde, bu türden bir derneğin zemin katta olması gerektiğini vurguluyor. Daha neler neler!.. Ben bir dizi izlemiştim. Dizinin karakteri yurt dışında mühendislik kazanmış; okuyacak ve geri gelecek. Arkadaşı, "Orada kalma imkânın da varken neden buraya dönmek istiyorsun" diye sorunca, karakter şöyle dedi: "Ben ülkeme hizmet etmek istiyorum." Emine hanımın durumu ve düşüncesi de buna benziyor... Vatanına faydalı olmak ve faydalı vatandaşlar yetiştirmek. İsveç'te yaşamış ama geri gitmek istemiyor. İşte milliyetçilik bu! Emine hanım gibi bir yurtseverin yüzüne kapılar kapanmamalı. Öyle donanımlı, öyle çalışkan, bilgili ve kültürlü ki inanın tüylerim diken diken oldu o konuşurken. "Devlet gibi kadın" dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Röportajın altında telefon numarası var zaten. Detaylı bilgi almak veya yardım etmek isteyenler, Emine Aygen'e ulaşabilir.
 
Engelli Derneği kurma fikri size mi aitti? Bu fikrin kaynağı ne?
Evet, bana ait bir fikir. Benim, Aydın'da işitme engelli öğretmeni olan bir ablam var. Canım sıkıldığında engelli öğrencilerin sınıfına gider, vakit geçirirdim. Oyunlar oynardık. Ortam çok hoşuma gitmişti. Serkan isminde bir çocuk vardı, öksüz. Serkan'ı ablamın evine götürüp yıkar, giydirir, yedirir, uyuturdum. Özellikle o çocuğun hâli içime işledi. Dünya o çocuğa çok zalimdi, bunu gördüm. Sonra İskenderun'a geldim. Evlendim, hamileliğimde sıkıntı yaşadım ben de. Doktor, "Engelli doğabilir" dedi ama ben bebeğimi her duruma hazırlıklı olarak dünyaya getirmeyi tercih ettim. Allah'a şükür öyle bir şey olmadı, Allah kimseye de vermesin. Bir gün televizyonda 23 Nisan programını izliyordum. Down sendromlular çıktı. "Bu çocuklarla çalışmak neden olmasın" diye geçti aklımdan. Zaten Aydın'da biraz tecrübe edinmiştim. Millî Eğitim Müdürü'yle konuştum. RAM (Rehberlik ve Araştırma Merkezi) müdürünü aradılar. Düşüncemi onlara da anlattım. Ücret ve sigorta talep etmedim, gönüllü olarak 3 yıl çalıştım. Sürekli kendimi geliştirmek için uğraştım.
Bugüne kadar derneğinizde hangi çalışmalar yapıldı? Aldığınız ödül var mı?
Grafik-resim çalışması yaptık. Maddî durumu zayıf olan engelli-engelsiz insanlara, gönüllülük esasına göre Türkçe, Matematik, İngilizce dersi verdik. Bunun yanı sıra KPSS'ye de çalıştırdık. Engelli çocuklarımıza kitap okutturup, anlatmalarını istiyoruz. Ortaya bir konu atıp, "Tartışın" diyoruz. Bağırsınlar, çağırsınlar ama yeter ki kendilerini ifade edebilsinler. Ödül olarak; ilçe ve ülke çapında, resim-grafik dalında birçok madalyamız var. Türkiye çapında  30, il çapında 2 derece sahibiyiz. Sadece geçen ay 2 tane ilçe birinciliği, 1 tane üçüncülük ödülünü aldık. İtalya bursu kazandık ama maddî yetersizlikten dolayı çocuğumuzu gönderemiyoruz. Mustafa Kemal Üniversitesi konservatuvarından bize gelen bir teklif var: Çocuklarımızla bir tiyatro oyunu sahnelemek istiyorlar fakat provaya gidip gelmek için servis aracımız yok diye maalesef o projeyi de gerçekleştiremiyoruz. "Aile Yaşam Merkezi" projemiz var bir de... Bilen bilir; engelli ailesi olmak çok zor. Ailelerin de psikolojik desteğe ihtiyacı var. "Ben ölürsem çocuğuma kim bakar" diye endişe içindeler. Aileler börek yapsın, çocukları resim çizsin, bitki yetiştirsin falan. Yemek şirketleri de bu yemeği alsın, derneğe katkı sağlasın. Çocuklarımızın çizdiği resimleri cüz'i miktarda bile olsa satın alarak hem katkı sağlayabilirsiniz, hem de onları çalışmaya teşvik edebilirsiniz.
Röportaj yapacağımızı bildirmek için sizi aradığımda, "Devletten hakkımızı istiyoruz ve alacağız" demiştiniz. Nedir bu hak?
Hangisinden başlasak? Eksiğimiz çok. Birini alsak, öteki kalıyor. Soğukta ısınmak için hoplaya zıplaya ders işliyoruz. Çünkü ısıtıcımız yok. Evden getirdiğim ısıtıcı bozuldu. En ucuzundan bir yazı tahtası almak istedik; 200-300 lira. Parayı ona versek, boya alamayacağız. İskenderun Kocabaş İlköğretim Okulu Müdürü Fikret Koçak'tan Allah razı olsun; bize iki tane tahta verdi. 10 bin TL tutarında baskı makinası gerek. O alınırsa, çocuklarımızın diğer ihtiyaçlarını ben gideririm zaten. Çocuklara piyano öğretmek isteyen bir piyanist arkadaşımız var. Ama piyano alamıyoruz. 3 bin liralık piyanoya gücümüz yetmiyor. Şu an içinde bulunduğumuz 2 oda 1 salon daire benimdir, kiracımı çıkarttım meselâ. İskenderun'da farelerin yaşadığı birçok boş bina var. Belediyemiz istese bu boş binalardan bir tanesini bize tahsis edebilir fakat etmiyor. İskenderun Gençlik Merkezi'ne çok emeğim geçti. İGM'de engelli sınıfını ben açtım. Down Cafe projesi bana aitti. Bunlar hiç göze gözükmüyor. Engelliler Haftası'nda Hatay Büyükşehir Belediyesi'nin davetlisiydik. Bütün cesaretimi toplayıp aldım mikrofonu, sorunlarımızı paylaştım. Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş beni ayakta alkışladı. Yanıma gelip, "Ben size yardım edeceğim" dedi. Derneğimizi incelemek üzere personel gönderdi. Gelen personel eksiklerimizi tespit etti. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Biz yardım talebi için Antakya'ya gittiğimizde, sözüm ona Büyükşehir'den yardım aldığımızı(!) öğrendik. "Emine hanım, daha ne istiyorsunuz, size kaç kez yardım edilecek" dediler. Şoke olduk. Meğerse, Lütfü Savaş'ın bize gönderdiği parayı birileri "Isıtıcı aldık" yalanıyla cebine indirmiş! Şimdi burası Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî bir kurumu. Siz buraya bir şey yolladığınızda fatura da yollamak zorundasınız, biz de imzalamak zorundayız, değil mi? E hani fatura? Ben imzalamadıysam kim imzaladı? Bunu yapan dışında kimse bilmiyor. Anlayacağınız, yapmadıkları yardımı bir hileyle yapmış gibi gösterdiler. Üstelik Lütfü Savaş'ı da kandırdılar. Bir yanlış da şurada: İskenderun Belediye Başkanı Seyfi Dingil'in eşinin açtığı engelli derneği tam teşekküllü, para oraya akıyor ama icraat yok. Bomboş bir yer. Eğitim-öğretim verilmiyor. İnsanlar bizim derneğe gelmesin diye fitne çıkarılıyor. Neymiş; ben öğrencilere para vermiyormuşum. İşte bakın, onlar insanı parayla satın alıyor. Her imkânları var ama insana verdikleri, kattıkları bir şey yok. Benim elimdeyse kaliteli elemanlar olmasına rağmen imkânlarımız çok kısıtlı. Ben umutluyum ya; bu işi Ankara'dan çözerim, gene de hakkımızı alırım.
Resmî olarak kurulu bir derneğe karşı devlet adamlarının bu ilgisizliği sizce nedendir?
Zengin değilim çünkü. Ben bir gerizekalı olsaydım ama ailem zengin olsaydı, her işim yapılırdı. HATMEK'e (Hatay Meslekî Eğitim Kursları) gidip, engelli sınıfı açmak istediğimi söyleyince müdür bana ne dedi biliyor musunuz? "Senin torpilin yok ki sınıf açtıracak" dedi. Başvuru için verdiğim evrakları bile yok etmişler, düşünün ya. Nereye gitsem problem çıkıyor. Kaymakama gidiyorum, boş. Sosyal hizmetlere gidiyorum, boş... Nereye gitsem eli boş dönüyorum. Bir de bana soyadımı soruyorlar. Aygen, diyorum. "Ama siz tanınmış biri değilsiniz ki" diyorlar.
"Aygenoğlu" veya "Aygenhan" deyin bir kere de. Zenginlerin soyadı genelde "-oğlu" veya "-han" ekiyle biter ya... (Gülüyoruz)
(Gülerek) Aynen. Bakın ben 8 yıl İsveç'te yaşadım. Orada da öğretmenlik yaptım. Güzel Sanatlar Fakültesi mezunuyum. Bilgi birikimimi ülkeme kullanmak istiyorum. Beyin göçüne karşıyım. Bu kadın başıma didiniyorum, her defasında ret cevabı alsam da yılmıyorum. Söyleyin, ben daha ne yapayım? Siz söyleyin. Allah aşkına ben vatan haini miyim ki yüzüme bakılmıyor? Hayret ediyorum. Ben yurdumu çok seviyorum. Ben Atatürkçü bir insanım.
Engellilerle çalışmak nasıl bir duygu?
Tarif edemem ki. Çok masumlar. Çok zekiler. Bilgiyi hemen kavrayıveriyorlar. Şunu söyleyeyim: Devletin, yatalak olmayan engellilere maaş bağlamasından rahatsızlık duyuyorum. İsveç'te yaşarken bir gün ablamla geziyorduk. Ablam bana bir yer gösterdi, "Sence burası neresi" diye sordu. Fabrikadır, dedim. "Kim çalışıyor sence burada" dedi. Senin, benim gibi insanlardır, dedim. Meğerse orada engelliler çalışıyormuş, orası kutu fabrikasıymış. İsveç'te çalışmayana ekmek yok. Ama bizim ülkemizde insanları rahata alıştırıyorlar. Sonra iş buluyorsun; çalışmıyorlar. Benim fikrim, engellilerin de eline kolay para vermemek. Emin olun, onlar her şeyi yapabilir. Yemek yapar, ahşap yapar, resim çizer... Onlar yoktan var edebilir. Yeter ki insan gibi eğitim alsınlar. Ben diyorum ki, eğitim engellenemez!
 
İskenderun Down Sendromlular ve Engelliler Derneği Başkanı Emine Aygen: 0530 311 64 74