Durum Çok Ciddî!

03.11.2017 02:43
Olağanüstü Hâl (OHAL) ilân edildiği günden beri birçok medya kuruluşu kapatıldı. OHAL'den önce de yayını kalıcı olarak durdurulan medya kuruluşları vardı zaten. Bunlar 20 Temmuz 2016'ya kadar yeni isimlerle piyasaya çıktı ama hükûmet tarafından tamamen pasivize edildiler. 
        Yıkıcı ve bölücü faaliyete kim yandaşlık yapıyorsa Türkiye'de hayat hakkı tanınmasın. Etkisizleştirilsinler.
        Fakat OHAL uygulamasında "Akit" meselesinin kökten çözümü konusunu niçin bu kadar geciktirdi iktidar; ben de onu çözemiyorum. İnsanların dinî ve milliyetçi duygularını tahrik ederek, toplumumuzu birbirine düşürebilmek için yırtınıp duran bu provokatör kanal, artık bir sorunsal durumuna geldi. (Sorunsal: Çözümü belirsiz)
        Bir televizyon kanalı düşünün ki sunucularının ve seslendirmenlerinin ağzından "Allah, Müslüman, Resulullah, Kur'an-ı Kerim, İslâm" gibi kutsal kelimeler düşmesin. Ayetlerden, hadislerden bahsedilsin, salâvat getirilsin, besmele çekilsin, programa selâm vererek başlansın... Derken aynı kanalda, aynı sunucu ve seslendirmenlerin yayında bir ana, avrat, bacı dümdüz gitmediği, açık açık sövmediği kalsın.
        Provokatör Akit TV'nin en meşhur skandalını hatırlıyorsunuz değil mi? 2015'in 10 Kasım günü, "Zulüm 1938'de son buldu" başlığı altındaki bir haberle Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret etmişti. Atatürk'ü seven, sayan herkes bu çirkefliğe tepki göstermişti. Gezi Parkı protestolarının yaşandığı dönemde, "Zulüm 1453'te başladı" şeklindeki duvar yazısına misilleme yapmak için o haberi hazırladıkları aşikâr; pardon ama anlamadım, Atatürk'ün ve Atatürkçülerin ne kabahati var burada? Ülkesini, devletini seven hiçbir vatandaş, değil duvara öyle bir şey yazmak, onu aklından bile geçirmez. Tabi bir insanın kafatası içinde beyin yerine saman dolu olursa, at iziyle it izini ayırt edemez. Akit ve yöneticileri mahkemeye verilince, "Mustafa Kemal Atatürk 1935 yılında elim bir hastalığa yakalanmıştı. Kendisinin Türk doktorlara emanet edilmesini istedi fakat Atatürk'ü tedavi eden 5 doktordan 3'ü Fransızdı. Atatürk'ün hastalığı önce 'sarılık' olarak teşhis edildi ve bu hastalık zamanla kendini 'siroz' hastalığına çevirdi. Atatürk, 1935'ten 1938'e kadar bu hastalıklarla boğuştu. Özellikle son zamanlarında hastalığı iyice arttı ve yataktan kalkamaz hâle geldi. Biz bu alt yazıyı verirken, bu zulmün bittiğini kastetmiştik" biçiminde bir savunma yaparak kıvırınca alay konusu olmuştu. Onun yanı sıra Akit gazetesindeki, "Olmasaydın da olurduk" ilânı da hâlâ hafızamızda. Rahmetli Levent Kırca'ya "alkolik" demeleri cabası.
        Yakın bir zaman önce malûm kanalda "Sümen Altı" isimli bir programda konuşurlarken duydum. Sunucu Süleyman Usta, "Gazi Mustafa Kemal'le bir sorunumuz yok. Paranın üstünden Atatürk resmini kaldırtan İsmet İnönü'yle var meselâ" dediğinde, program konuğu Mehmet Önder (M.Ö.) sırıtarak, "Eşeği dövemeyen, semerini dövermiş" diye çirkef bir lâf etti. Cümleye baktığımızda bunun bir atasözü olduğunu anlıyoruz. Ben de bu atasözünün ne demek istediğini araştırdım ve karşıma şöyle bir anlam çıktı: "Güçlü birisine kızıp da hıncını alamayan, öfkesini onun çevresindekilerden çıkarır." Uzun açıklamaya lüzum yok. İşte atasözü, işte manası! M.Ö. başka bir lâfında diyor ki: "Egemenliği saraydan alıp, meclise yani millete verdiğini söyleyen zihniyetin başı, ne enteresandır ki sarayda can verdi." (Atatürk'ün Hilâfeti kaldırıp, cumhuriyeti kurmasını ve Dolmabahçe Sarayı'nda vefat etmesini kastediyor.) M.Ö.'nün bu "süper zekâ" analizini duyunca, "Vay be!" dedim, "Ne ibretlik(!) bir ölüm." Atatürk'ün sarayda ölmesi; Atatürkçülerin, Atatürkçülüğünü sorgulamasını gerektiren çarpıcı bir şey. Durum çok ciddî(!)
        İşte en son, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nin yakılmasına sebep olmuştu Akit. Evvelâ olayı başından sonuna kadar tarafsız olarak anlatıp, hatırlamanızı sağlayayım: 2'nci Abdülhamid'in soyundan gelen Nilhan Osmanoğlu, "Galatasaray'a ait olan Suada bizim" diye açıklama yapıyor. Köşe yazarı Yılmaz Özdil, bir televizyon programının canlı yayınına telefonla bağlanan Müjdat Gezen'e, "Bir tane sultan var; Sultan Abdülhamit'in torunu. Onun bir dükkânı varmış. Sana oradan bir fes alıp, Uğur Dündar'la ziyaretine geleceğiz" diyor. Müjdat Gezen ise, "Bekliyorum. Ben kadını beğendim" karşılığını veriyor. Bunun üzerine, Akit TV sabah haberlerini sunan Ahmet Keser canlı yayında, zaten bozuk olan ağzını daha beter bozuyor; "Denyolar, pislikler. Şu Yeşilçam'ın en ucuz seks filmi furyasında bile peçeteci rolü verilmeyen Müjdat Gezen denilen pezevenk çıkmış, bir hanımefendiye, bir anneye neler söylüyor! Müjdat Gezen, sen bu dille, bu zihinle, bu ağızla sanat merkezi değil, anca kerhane işletirsin" biçiminde, hazmedilmesi zor bir küfür ediyor. Nihayet, Akit'in provokatörce yayını sonucu, Mehmet Ali A. adlı bir adam sarhoş kafayla Müjdat Gezen Sanat Merkezi'ni ateşe veriyor; üstelik kafayı çekerek... "Cihat" falan mı yaptığına inandı acaba? Şimdi, Müjdat Gezen'in "Kadını beğendim" demesinin savunulacak bir yanı yok. Namus sonuçta; esprisi, şakası olmaz. Ama, Ahmet Keser'in lâfları da yenir yutulur cinsten değil.
        Ahmet keser'i bazen seyrederim. Agresif bir tip. Agresifliği tuttuğu zaman, ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Böylesine ağzı bozuk, seviyesiz, varoş bir sunucu daha görmedim. Yayında sokak ağzıyla konuşmayı "doğallık" sanıyorsa, Müjdat Gezen'i eleştirmeye hakkı yoktur. Bir kere, "ulan, denyo" sözcüğü, adamın vazgeçilmezi. Toplum içinde saygı gören, değer verilen; sanatçı, siyasetçi kim varsa, "ulan sen kimsin, denyo, çapsız, yavşak, it, ibne, pezo, dürzü" diyor. Müjdat Gezen'e, "Bir hanımefendiye, bir anneye neler söylüyor pezevenk" diye söven Ahmet Keser'in, aylar önce bir hanımefendiye, "Allah'ın şıllığı" demesine şahit oldu bu kulaklar. Meselâ hemen her yayında kendi annesinden bahsederken, "Anacağım bana der ki; bak guzum..." cümlesiyle başlıyor söze ama hoşuna gitmeyen birisini eleştirirken, "Anasının tuvaletten kalktıktan sonra üstüne sifonu çekmeye unuttuğu denyo, pislik" diye pis bir cümle kuruyor. Dedim ya; "seviyesiz, varoş" diye. Aynı zamanda terbiyesiz. Hani hanımefendi, hani anne? Tabi bu biraz da seyircilerin, sunucuyu gaza getirmesiyle alâkalı. "Helal sana yiğidim, aslanım... Korkusuz gazeteci, cesur spiker..." mesajlarından sonra adam kabadayı kesiliyor doğal olarak. Freni patlamış motorlu taşıt misali hızını alamaz noktaya ulaşıyor. Bir keresinde bir seyirci şöyle bir twit atmıştı: "Sizinle hemen her konuda hemfikiriz ama seviyeyi düşürdüğünüzü farketmenizi isterim. Bu programı ailece seyredenler var. Konuşmadan evvel birkaç kez düşünün." İşte nihayet aklı başında bir insan çıktı da patavatsız sunucuya öğüt verdi. "Haklısınız" dedi Ahmet Keser de, "Ama babacığım böyle denyolar anca bu dilden anlar. Asabımı bozuyorlar, n' ağapayım." İstediğin kadar öğüt ver, istediğin kadar ikaz et... İnsanın hamurunda kıroluk olmayagörsün; ağzından çıkanı kulağı duymaz, duyamaz. Canlı yayında yapacağını yapar, ondan sonra da, "Allah'ım günaha girdim, affet" der. Klasik bir "kendini rahatlatma" taktiği.
        Şimdi gelin, Akit spikeri Ahmet Keser hakkındaki OdaTV.com haberini hep birlikte okuyalım: "Keser'in daha önce palyaçoluk yaptığı, alkol aldığı ve gece hayatının olduğuna ilişkin iddialar var. Ahmet Keser'in, daha önce 1 buçuk yıl beraber çalıştığı Anı Sağkan, Odatv'ye telefonla ulaştı. Anı Sağkan, 'Kendisi dinî konularla ilgili değildi. Adı sonradan Beykent TV olan kanalda sabah haberlerini sunuyordu. Kanal binasında yatıp kalkıyordu. Geceleri, kanaldaki diğer arkadaşlarıyla içki içmeye giderdi. Bunların hepsi eskiden Facebook sayfasında vardı ama Akit TV'de işe başlayınca bunları sayfadan kaldırdı. Beraber çalıştığımız kanalda program sunarken, birden bire kayboldu. Ankara'ya gitmiş. Orada kendisinden yaşça küçük bir kızla birlikte olduğunu öğrendik. İkisi de animatörlük yapmaya başlamış. Kız 16 yaşlarındaydı. Bir buçuk sene arkadaşlık yapmışlar. Hatta kızın reşit olmasını bile kutlamışlar. Ahmet'in dindar bir tarzı yoktu. Kızlara şakalar yapar, iyi içki içerdi. Dinî sohbet ettiğimizde bize hiç katılmazdı. Daha çok, gününü gün eden bir adamdı. Akit TV'yle anlaşana kadar dinî konularda konuştuğunu hiç duymadık. Ahmet Keser, Akit'te kendisinden ne isteniyorsa onu çok iyi yapıyor. Ahmet'in harcanmış bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Keşke bir dizide oynasaydı' dedi." OdaTV'nin haberi bu şekilde. Paragrafı kapatmadan evvel, aynı haberin altına iliştirilmiş bir Facebook ekran görüntüsündeki, kullanıcı adının üstü karalanmış bir yorumu da ben paragrafa iliştirmek istiyorum: "Sakaldan öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılan bir karakter. Ah Ahmet'ciğim. Keşke senden 30 yaş küçük, 16 yaşındaki kız arkadaşınla Ankara'da palyaçoluk mesleğine devam etseydin. Palyaçoluk onurlu meslektir. Şu yaptığın palyaçoluk bile değildir. Ara sıra da Taksim'e çıkıp deli gibi içip sarhoş olur yerlerde sürünürdün yine. Sen kim, din kim Ahmet'ciğim. Seni tanımasak yiyeceğiz valla..."
        Müjdat Gezen'e, "Sen anca kerhane işletirsin pezevenk" diyen Ahmet Keser'i, eski bir mesai arkadaşının anlatımıyla azıcık öğrendik. Hani derler ya, "Dervişin fikri neyse, zikri de odur" diye. Aynen öyle işte. RTÜK olmasa, daha neler duyarız neler!
       Akit'in, insanları galeyana getiren yayınlarını fikir ve ifade özgürlüğü olarak görmüyorum ben. Bir medya binasının önünde vatandaşlar protesto gösterisi yapıyorsa, sosyal medyada o kanalın veya gazetenin kapatılması için kampanya düzenleniyorsa, avukatlar baro hâlinde suç duyurusunda bulunuyorsa, yayın sonrası bazı insanlar psikopata bağlayıp sağa sola saldırıyorsa, iş yerleri kundaklanıyorsa, insanlar hedef gösteriliyorsa... Durum ifade özgürlüğünü aşmış demektir. Ortada bir dobra dobralık yok; patavatsızlık var. Art niyet var. Sonucun nelere yol açacağına bakmadan yayın yapılıyor. Hakaret etmeden eleştiride bulunulmayacağı zannediliyor.
        Gazetecilik eğitimi almadım, iletişim okumadım ama Akit'in "mektepli" elemanlarından daha düzgün bir yerde durduğuma inanıyorum. En azından provokatörce bir niyetim yok. 
 
4 Mart 2017 (Medyanoz.org)
Yazı hakkındaki görüşünüzü buradan iletebilirsiniz.

 

Geri
ONUR ÇALİKUŞU: Birde bu kaypAK AK-İT piçleri savcılıkta verdikleri ifadede "Atatürk son dönemlerinde uzunca bir süre hastalığından ötürü acı çekiyordu.. ölümü ile birlikte çektiği ıstırabı son buldu, demek istemiştik!" gibi çevir kazı yanmasın sahtekarlığında, savcılıkta kıvırmışlardı..Bu şerefsiz, namert puştların, AK Kahbelerin, AK Köpeklerin alayı böyle kaypAK, dönek insanlar değil mi zaten... önce iftira ederler, sonra millet tepki gösterince de inkar eder bu Türk Düşmanı kahbe Arap Dölleri! | BÜLENT MIH: Bunların ak olduğu şüphelide,it oldukları kesin ... | ADNAN ALMAZ: Bunlar terörist başının kardeşiyle söyleşi yaptılar unuttuk mu hayır.O çocuğu akit | SERAP BESNA ELBASAN: Ak itler lanet olsun hepinize. ... | MURAT TOPUZ: Keşke babanız o hatayı yapma saydı da sizin zulmunuzu cekmeseydik | EMİR NUH: Analarını s.kmis ATATÜRK ondan. | MEHMET DİRİK: O çocukları

Sitede ara

E-Mail: alidemiral@yandex.com