1. Bölüm

04.07.2017 22:29

Patlayan silâh sesleriyle gözünü açtı. Birbiri ardına sıkılan fişekler de neyin nesiydi? "Memleketi düşman mı bastı ne?!" diye düşünürken yatağında doğruldu. Yanı başındaki pencereden dışarıya göz attı ama sokakta hızlı hızlı yürüyen, önlüklü iki öğrenciden başka kimseyi göremedi. Pencere koluna takılmış köstekli saat, 8'i gösteriyordu. Sesler azalacağı yerde artarak sürerken, ihtiyar adam sertçe:

"Anşaaa! Anşa" dedi.

Karşılık alamayınca yataktan ani bir hamleyle çıkarak salona geçti. İçeriyi, henüz pişen mayalı bazlamanın burcu burcu kokusu kaplamıştı. Baktı ki yerde kahvaltı sofrası kurulmuş; elini çenesine dayadı, gözlerini kıstı:

"Cık, cık..." çekti.

Mutfağa yönelirken kapı eşiğinde, eli çaydanlıklı karısıyla karşılaştı. Küçük bir çocuğu azarlar gibi:

"Nerdesin sien? Çağrıyom çağrıyom heç seslenmiyon, hı? Memleketi gâvurlar istilâ etmiş, sense ver ha gursak derdindesin hatun. Bırak şu elindeki zımbırtıyı da, bağa tüfeğmi getir yörü hadi."

"Ne gâvuru, ne tüfeğ herif? Annamıyom dediklerinden bişe. Yüzünü yu, çök sofreğe. Sabah oldu gene kele. Öfff!"

İhtiyar adam, tekrar yatak odasına girip alelacele kara şalvarını ayağına geçirdikten sonra, evin bitişiğindeki odunluğa gitti. Şaşkınlık içinde kocasını seyreden kadınsa çok merak ediyordu ne yapacağını... O da, tam aynı yere girecekken yine kapı eşiğinde burun buruna geldiler. Adamın elinde kalınca bir odun, yüzünde gayet ciddî bir ifade vardı:

"Çekil önümden Anşa. Engelleme işimi. Allah'ın bir guluna gaptırmam yurdumu. Anğare düşman müşman tanımam, aha şu dehnağnen düverim. Gaçıl yolumdan diyom, gaçılsana gız!"

Kadın, "Ya Sabır" çekercesine başını salladı:

"Kör şeytan kör gözüne, nâlet olsun püs yüzüne" dedi ve yakasını silkerek ekledi, "İllallah ettirdin bağa Memmet. Ne günlerden habarın vaaar, ne bayramdan, ne de seyrandan."

Silâh sesleri susmuş, şimdi de davul zurna sesleri başlamıştı. Memmet emmi, çarşı merkezi yönünden gelen sese kulak kesildi. Gerçekten de zannettiği gibi savaş falan çıkmış değildi. Hem, insan harbe davul zurnayla mı giderdi ki! Yanıldığını anladı. Torunu Süleyman'ın sesiyle irkildi:

"8 Ocak çete bayramın mübarek olsun dedeciğim. Ver elini öpiğim."

***

Dede ile torun, el ele tutuşmuş vaziyette tören alanına yaklaştılar. O sırada, kürsüde belediye başkanı konuşmaktaydı:

"Sayın kaymakamım, muhterem hemşerilerim ve siz basının güzide temsilcileri. Bugün burada Erzin'imizin..."

"Üff... Dede, bişe göremiyom burdan. Çetelerin yanına gidek" dedi Süleyman.

Adam ve çocuk, kalabalığı yararak Kuvayî Millîyecilerin olduğu tarafa geçtiler. Çete üniformalsı içindeki insanlar, Süleyman'ın garibine gitmiş, bir o kadar da ilgisini çekmişti. Onlara dokunuyor, uzun üzün süzüyordu. Dedesine, neden böyle giyindiklerini sordu, cevabını alınca:

"Ben de büyüğünce sizler gibi olacağam" dedi. Onlardan birisi gülümseyerek çocuğun başını okşadı.

Tören boyunca, günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı. İlçenin düşmanların elinden kurtuluşu, öğrenciler tarafından temsilî olarak canlandırıldı. Folklor gösterileri sunuldu. Bütün Erzin, Kurtuluş bayramlarını kutluyordu. Her taraf Atatürk resimleri ve Türk bayraklarıyla donanmıştı. Gösteriler, esnafların yaptığı araç konvoyuyla son buldu. Bir ayakkabı mağazasının, bayram şerefine halkın üzerine attığı paketlerden bir tanesi Süleyman'ın önüne düştü. Çocuğun şansından olsa gerek; kutudan çıkan ayakkabı tam da ona göreydi. Bilerek atmışlardı belki de.

Memmet emmi, torununun başını sıvazlayarak:

"Gısa günün kârı, güle güle gey" dedi ve evlerinin yolunu tuttular.

 
8 Eylül 2011 (Yeşilkent Haber)
Geri
TURAN SELÇUK: Celal ve Ismail ESEN abilerin babası komşumuz rahmetlik Ali ESEN((Yörük Ali) nin bir 8 Ocak kurtuluş gününde ayakkabı attığını animsiyorum.

Sitede ara

E-Mail: alidemiral@yandex.com